kısa sap

sene 2010 civarı. ikinci kez ingiltere’ye yerleşmeye hazırlanıyorum. müzikle aram dinleyici seviyesinde o zaman da ama bi telaş enstrüman hevesi sardı. ergenlik yıllarımdaki faraş gitar deneyiminden sonra bağlamada karar kıldım bu kez. taksim tünel’e galip dede caddesindeki sıralı müzik dükkanlarından birinden gül ağacı güzel bir kısa sap bağlama aldım. londra’da türkiye’den giden tebâ geniş, saz kursları filan bi şekilde çözeriz diye taktım koluma götürdüm. öğrenemedim tabi sonra. kursa da gitmedim. kendimce bir iki şarkı çıkardım durdu kenarda. taşındıkça onu da taşıdım bi gün çözeriz ümidiyle. çözemedim.

bibliyofil de denir, kitap düşkünüyümdür öteden beri. charring cross road civarı sahaflardan, judd books vardı yine bloomsbury’de ve niceleri topladım durdum. bulduğum her parayla kitap aldım. gün bitti dönmek zamanı geldi. bilmem kaç bin kitap var türkiye’ye dönecek. tırcı mustafa var dediler. gittim buldum tarttı kitapları cepte doğru düzgün para da yok olanı verdim 100-150 pound açıkta kaldı. eve geçtim bakındım bağlama asılı duvarda alıp dalston’daki kebapçıları gezmeye başladım. ikinci dükkanda bi döner ustası talip oldu 120 pounda el sıkıştık. bilseniz, 16 saat mesai yapar dönerci londra’da.

aldım parayı tırcı mustafa’ya verdim. istanbul’a indiğimde cebimde beş kuruş yoktu. bağlama kuzey adasında yedi metrekarelik bir dönerci odasında göçmen türküsü söylüyordu belki. iki ay sonra kitaplarım geldi. ben gurbetçi işçiye bağlama taşıdım, tırcı mustafa bana kitap taşıdı.

bağlama bana, kitaplar da mustafa’ya yaramadı.

About the author

istanblog

View all posts

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir