istanblog diye

Screen Shot 2015-12-17 at 00.20.08

2005 yılı kasım ayı zannedersem, blog olayının pek revaçta olduğu zamanlar  bir blog açmıştım: istanblog.com. uzun yıllar günlük ciddiyetiyle yazdım istanblog’a. gün gün satır satır. telaşlar ergen.

sonra 2009 geldi yaz güz arası gibi, ömer vardı, biz dostları ona öfy derdik ekseriyetle, öldü ömer. Hakk rahmet etsin. bir istanblog buluşmasında tanışmıştık ömer’le. gurbette ve telefondaydım haber geldiğinde. kapattım sonra telefonu ve blogu.

araya çokça zamanlar girdi sonra ve mekanlar, o kadar ki ben istanblogu unuttum o da beni. kapanmış başkası almış hatta. toprak işleyenindir dedim geçtim.

gurbetteydim ve istanbul resimlerine bakıp sigara içiyordum. istanbul’un bendeki tezahürünü o kuzey ülkesinde geçirdiğim dört yıl belki bir yere kadar anlamışım, şimdi fark ediyorum. şimdiyse, yine istanbul’da değilim, ve yine hemen hemen dört yıldır, artık bir tarafım eksik. koptu, ama yenisi çıkmadı bu sefer.

baudrillard’ın insan ömründe her şeyin kaybolmaya mahkum olduğunu söylediği bir kitabını okumuştum. yok olma yahut nesli tükenme değil. yavaş yavaş ince ince kaybolma. çocukluğumuz nerdedir mesela şimdi? yaşım aklımla uyumlu gitmeye başladı beri bunu çok düşünür oldum. mesela o ergen telaş nerdedir şimdi? dostlar edindiren tahammül, derviş sadeliği ve her şeyden önce o heyecan nerdedir?

şimdi öyle retrospektif bir hissiyatla değil de, belki biraz kaybolanların veresiye defterini tutalım diye, yazısız kültüre inat, yazayım diyorum şimdi tekrar. istanbul’da olmadan, istanblog diye.

bu sefer
ergin bir telaşla…

About the author

istanblog

View all posts

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir